BİR İSTİFA DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

BİR İSTAFA DİLEKÇESİ ÖRNEĞİ

 

 

 

 

 

 

 

EĞİTİM-SEN  …….   ŞUBESİ (TEMSİLCİLİĞİ) YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINA        ……..

 

 

 

            Üyeniz olduğum sendikanızdan! Aşağıda sıralamış olduğum nedenler neticesinde istifa ediyorum.

            Gereği için konuyu bilgilerinize arz ederim!

           

1)

  • Sendikacılığınız beylikleşmiş, haklarım uygulanmıyor.
  • Sendikacılığı, ekonomik çıkarcılık ve özlük hakları olarak kısırlaştırıyorsunuz.
  • Tabanı tebaa zannederek, Kürtçülük ve Türkçülüğün sayısal tabanı olarak eylemlerinizi sınıflandırıyorsunuz; siz kim oluyorsunuz da “bilmem kimlere” yemek ısmarlıyorsunuz? Eğer yemeğin parasını kendi cebininizden ödemedinizse size kim izin verdi benim paramla başkasına yemek ısmarlamanıza? Seçimle gelmiş olmanız beni dikkate almayacaksınız demek değildir. Şayet böyle düşünüyorsanız ben buna demokrasi değil çoğunluk zorbalığının taharet bezi( siz demokrasi diyorsanız) diyorum. Yemek yenilecektiyse sendikanın adını kullanmamalıydınız.
  • Sonuç alınamayacak eylemlere “beni sopa yemeye davet ediyorsunuz”; beklemeyin gelmeyeceğim. Gidenlere de geçmiş olsun dileklerimi arz ederim.
  • Hantallaşmış bürokratik merkeziyetçiliğinizle, olaylar konusundaki manevra kabiliyetiniz cesetleri andırıyor. 24 Kasım’da öğretmenler günü ertesindeki eylemde, eğer, bakandan ücretlere zam çıksaydı eylem yapmayacaktınız. Madem eylem yapacaksınız neden 24 Kasım’da 5 Ekim’de yapmıyorsunuz? Koltuklar nasıl, rahat mı? Çıkarlar gereği, pazarlıklar gereği kafanıza göre eylem tertiplemek, insanları alanlarda göstermek, nasıl bir duygu? Tebaanın üzerinden yücelim tatmin etmiyorsanız, neden eylemleri bize danışmıyorsunuz? Cart-curt pozlarının da bir sonu olduğunu göremiyor musunuz? Yücelmek, ileriye gitmek demek değildir, hatırlamıyor musunuz?
  • Sendikacılığınızda demokrasi ayıpları var. İnsanın temel hakkı olan dilekçe hakkı bile uygulanmamaktadır. Yazdığım dilekçe kabul edilmediği gibi haliyle cevaplanmadı…(EK-1,2)  Benim fikirlerim dikkate alınmayacaksa benim sendikanızda bulunmama gerek de yoktur.
  • Sizin demokrasi anlayışınız 19.yy.da kaldı. Çoğunluk kararlarının uygulanması, bilindiği gibi faşizm üretir. Sizinki de neredeyse sosyal faşizm! Azınlıkların da temsil edilebildiği demokrasi istiyorum ve hatta doğrudan demokrasinin olabileceği koşullarda bu fikrin hayat bulması gerektiğine inanıyorum. Haklarımı kötüye kullanıyorsunuz! Güveni istismar ediyorsunuz! Bu koşullarda, sizlerle aynı örgütlülük içinde bulunmada sakıncalar görüyorum.

2)      Eğitim ve bilim sendikacılığınızda, açıkçası, bilimsel olan bir şey bulamadım. 4.Demokratik Eğitim kurultayınıza katıldım. Bu kurultayda da ne demokrasi, ne bilim ve ne de eğitime dair bir şey vardı. Demokratik olacağını zannettiğim bu kurultay, aslında suyun başında olan sizlerin fikirlerini açıklamak için uygun zaman kolladığınız bir toplantıymış. Kendi haklarımı başkasına havale ettiğim için, benim “Beyin Bilimi ve Çocuk Köyü” isimli çalışmam ve “İnsanlaşma Eğitimi isimli kitabım hiç gündeme gelmedi.” Biz aslında siz yukarıdakilerin veri tabanınızmışız da öğrenmekte geç kalmışız. Vay be! Meğer ben ne aymaz adammışım? Bizler taban olarak yazacağız, sizler içinden istediğinizi, kendi fikirlerinize dipnot düşeceksiniz. “Efendim bakınız, 4 Nolu falanca şube de bizim gibi düşünüyor; onların da dediği gibi…”; tam bir kara mizah örneği. Zira, mezah yığını olamadığıma değil de bilim adı altında kara mizaha kurban gittiğime yanarım. İnsan kendi sunumunu yapamayacaksa bunun neresinde demokrasi var anlamadım! Bir başkası benim tezlerimi “sevabına” savunacak! Başkasının tebliğini açıklarken bana da sıra gelecek, diyecek ki “şimdi de aramızda olmayan tez sahibi, tarihe dipnot düşüyor… Bakın, bakın düşüyor! Bana aynen böyle yaptı.” Bilim sendikası mı havari yetiştirme sendikası mı yoksa bürokrat yetiştirme sendikası belli değil! Laf aramızda havariyi de ben seçemiyorum… Bakası zaten kimin havari olacağını bellemiş(!) Böyle bilim sendikası mı olur diyeceğim, ama, bizzat şahidim(!) Bunun neresinde bilim var neresinde demokrasi? Bir de ne görelim DEK toplantısının sonunda? 1968 kuşağının “insan” vurgusu gitmiş, “o insan bizdendir” diyen etnik “etnikler” ortalığı sarmalamış. İnsan kuş olmuş uçmuş! Bulana aşk olsun. Yerinde “Kürtler” ve     “çok dillilik” yelleri esmeye başlamış. İnsan bir daha bu köye uğrar mı a dostlar? İnsan yoksa ben de yokum!

3)      Bilim ve felsefeden haz almayan nasıl olur da sendikaya kayıtlı olabilir, henüz anlamadım. Ben başka sendikada bu türden sorunların yaşanmayacağını biliyorum. Hani nasıl bir mantıktır ki bilinçli olarak bilimle, felsefeyle ilgili çalışma yapmak isteyenler inatla engellenir? Felsefe ve bilim komisyonu inatla kurdurulmadı. Bilim sendikasının adını değiştirin, size yakışmıyor.

4)      Eğitim felsefelerinden eğiti bilimi teorisine geçişle ilgili bir çalışmam var. Elinize ulaştı mı? Ulaşmadıysa, hiç bulaştırmayın! Bürokratik merkeziyetçiliğin evrakları arasında görmek istemem çalışmamı…

5)      Tabandaki seçimlerin de demokratik olduğu söylenemez; “kafa-kol” ilişkileriyle anılan seçimlerle sizler seçiliyorsunuz!

6)      Hiç düşünmediğiniz bir husus da meslek örgütü olarak ağırlıklı olara öğretmenleri düşünmeniz. Oysa “dip dalga” yavaş yavaş çoğalarak geliyor ve sizlerle aynı fikirde değiller. Bir dönemin mücadele araçları sizlerle birlikte müzelik olacak! Yaşı 30’un altında olan sendikalı arkadaşlarımızın sendikacılığa oranını çıkartırsanız göreceksiniz. Bizlerin kalbini fethetmek yerine kendinizi tatmin etmek için bizi kullanıyorsunuz. Günler geçtikçe sendikalılık oranı ve gençlerin sendikalaşmaya olan ilgisi azalacak! Fakat bunlar sizin umrunuzda değil! Sanıyorsunuz ki gidenler “irin”. Sendika temizleniyor sanıyorsunuz. Oysa “insan kaybediyorsunuz”. Sizler ancak, küfürle, hakaretle, sloganla tarih yaparız sanıyorsunuz. Vakit kaybediyor ve insanları oyalıyorsunuz!

İşi olmayan için sendikacılık içi boş, laf örgütlülüğüdür. Bu toplumun geleceğini planlamak iççin hiç projeniz yok! Öğrencileri sınıf sistemine tıkıştırmak, öğretmeni de başına çoban yapmanın dışında başka alternatifiniz vardı da ben mi göremedim? Sanılıyor ki öğretme para verilse müthiş eğitim patlaması olacak! Soruna bak! Fiziki koşullar iyileşse öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin sorunları en aza inecek! Bunların hiçbiri öncelikli sorun değil ki sizin de anladığım kadarıyla, ilgi konunuz bunlar bile değil! Malum, “çok dillilik”, başka günden yok!         

        Şu ortaçağ manastır düzenine çözüm arama yeri burası değilmiş, anladım merak etmeyin(!) Siz de bilin ki burjuvazi, finans kapital eğitim sistemi olarak sizlerden daha ileri; “Beyin bilimi ve Çocuk köyü” isimli çalışmama bakınız. Elendiğinizin farkında mısınız?

7)  Geriye kalan sağların, istifa etmeyenlerin sizlerle birlikte mi olduğunu sanıyorsunuz? Mitinglere hangi gözle bakıyorsunuz?

8)   Ana dilde öğretim-eğitim meselesinde sendikanın hemen büzüştüğünü görüyorsunuz. Bu istifa etmeyenlere ve edenlere edecek kelâmınız yok mu? Yarın öbür gün hükümet zaten bu düzenlemeleri AB istiyor diyerek yapacak; Kürt diline öğretim-eğitim yolu muallâkta kaldı diye kızmanın anlamı yok! Nasıl olsa yakın bir tarihte bu konular “pazarlık konusu olarak” çözüme kavuşturulacak. Asıl mesele, “insanlıktan Kürtçülüğe ve Türkçülüğe gelinmesidir”. İnsanımıza, insanın Kürt’ten veya Türk’ten mülhem bir varlık olmadığı çağrısı(!) yapılmalıydı. Sonuçta ne Zagros Dağlarına ne de Türkistan Yaylası’na zembille bırakılan etnik gruptan bahsedebiliriz. İdeolojiler(inandırma etkinlikleri) bizleri varetmez; anlayın artık!

9)  Gördüğüm kadarıyla koşullar değişiyor ama sendikanızın “ayva sarısı rengi”nde en ufak bir değişiklik yok. Değişmeyen tek şey sendika dukalığının sarartılmış rengi!

10) Geçen gün, 26 Kasım eylemi için temsilciler toplantısında neler duydum bilmek ister misiniz?

            “Sendikanın parası azalmış, sizlerin kendi paranızla Ankara eylemine katılacağınız söylendi; sonra da vazgeçildi” denildi. Bu konuşmaların üyelere duyurulmaması gerektiği üzerine tartışıldı(!) Üyelerden saklanması gereken fikirler, dedikodular, bilgiler var(!) Amman üyeler duymasın! Sizler kendinizi ne sanıyorsunuz kuzum? Faşist devletler dahi sizlerden şeffaf. Ayıptır bu söylenenler. Ortalığı bulandırmamaksa niyetiniz, kamu önüne çıkın ve açık açık söyleyin, yalanlayın, bilgilendirin üyeleri!

            Derginizin kalitesi de düştü; yılda birkaç defa bazen elimize geçiyor! İçeriğinin kalitesinde hiç değişiklik yok(!)

11)Verdiğim dilekçeler alınmıyor ve cevaplanmıyor da, işyeri temsilcisi olduğuma dair benden dilekçe isteniyor(?) Bu bir yana, teknoloji azalacakken sizin kuşağın kırtasiyeciliği Türkiye tarihine geçecek(!) Bilim insanlarına söyleyeyim de, işgüzarlık geni arıyorlarsa sizin kuşata arasınlar(!) 

      Konuyu olur da hâlâ anlayamadıysanız, konuyu tekrar bilgilerinize… Yollarım(!)

                                           Öğretmen Gürkan Adam

 

(EK –I)

     

……  EĞİTİM SEN (ŞUBESİNE)TEMSİLCİLİĞİNE

                                                                        …………..

 

Aşağıda Bilim-Felsefe Kurulu’nun işleyişi ve tarihlenmemiş programlarının konuları çıkarılmış, hazırlanmıştır.

Gereğini arz ederim.

 

A- İŞLEYİŞİ:

 

1- Kurul, bilim ve felsefe konularında münazara, sempozyum, panel, kollekyum, forum, mülakat ve felsefe ile bilimin yerinde öğrenilebilmesi için geziler düzenler.

2- Kurul, yasal çerçevede, yayımlayacağını umduğu bilim-felsefe yazılarını, görüşmek, yayımlatmak amacıyla gerekli çalışmaları yapar.

3- Kurul, üyelerinin bilgilenmesi amacıyla bilim-felsefe yazılarını çoğaltır.

4- Kurul, ilgili temsilcilikteki üyelerini bilgilendirmek için gerekli gördüğü günlerde toplantı yapar.

5- “Kurul üyelerinin”, çoğunluğunun imzası olmadan hiçbir çalışma yürütülemez.

6- Bilim ve felsefe konularındaki çalışmalar “kurul üyelerinin” hür inisiyatifiyle yürütülür.

7- Kurul üyeler: Gürkan Adam, …..   …….., ……. ……..’dir.

 

 

 

 

B- PROGRAM:

              

Bilim ve felsefe kurulunun 200..-200.. yılı, I. ve II.   

       Döneme ait “Bilgi Paylaşma” konuları şunlardır:

 

1) Bilim ve felsefe nedir? (Hayatımız nasıl temellenmektedir)

2) Bilimlerin sınıflandırılışı ve yöntem sorunu.

3) İnsan nasıl insan oldu?

4) Beyinsiz bilim olur mu?

5)Çocuk yetiştirmenin bilimsel temellendirilişi nasıl olmalıdır?

6) Felsefi eğitim programlarına karşı, bilimsel eğitim  

   programları nasıl olmalıdır?

7) Ahlakın felsefî temellendirilişi nasıl olmaktadır? Bilimsel   

   temellendirilişi olabilir mi?

8) Modern filozoflar ve diyaloglar.

9) Sanat nedir? Sanat bilimin konusu olabilir mi?

10)Öngörücü tıp gibi, bilimsel olarak öngörücü eğitim de 

   olabilir mi ?

11) Metafizik, din, idealiz ve maddecilik nedir?

12) Bilim ve felsefe tarihinde, günümüzde, kadının yeri ve 

   önemi.

13) Kurul üyeleri gerekli gördüğünde, tutanakta belirtme   

   üzere, bilim ve felsefenin ilgili konularıyla da, yukarıda  

   belirtilmiş konular dışında, toplantı düzenleyebilir.

14) Kurul üyeleri, bilim-felsefe konularını işlemek için  

  Eğitim-Sen.’nin diğer şube ve temsilcilikleriyle de işbirliği 

  gerçekleştirir.

                                                               Gürkan Adam

 

 

(EK-II)

 

 

………… EĞİTİM-SEN. TEMSİLCİLİĞİNE(ŞUBESİNE)

                                                                                    …………

 

 

 

Bilim insanı önce huzur ister; dövüşmek onun işi değildir. Dövüşmek bilim ve felsefe insanının tüm denenecek yolların sonundaki, son kozudur.

Bilim ve felsefe insanına öncebilimsel özerklik, çalışma ve üretme serbestliği gerekir. Düşünmektir onun asıl işi… Düşünmek veya daha derin nedenlikli ilişkiler üzerine düşünmek… “İnsanlığın asıl mirasını çalıştırmaktır.”

Teoriyi, varsayımları, gözlemleri ve yöntemi dövüştürür bilim insanı ve filozof da “bağımsız düşünebilmekle kendisiyle gurur duyar.”

Düşünme ve varsayım üretme, deneme test etme yeri, serbestlikle mümkündür ve ancak ülkemizde serbestlik birkaç kurum-kuruluşta vardır. Bunlardan biri de Eğitim-Sen.’dir.

Eğitim-Sen. aynı zamanda “BİLİM” sendikasıdır.

Sendikanın aldığı kararlar, uyguladığı politikalar, elbette eleştirilecektir. Sendikanın tabusu olmaz. Hem de bu sendika bilim sendikasıysa… Elbette eleştiriler “gerçeklik üzerinden” yürütülür, yürütülmelidir. Eleştiriler kavramsal çarpıtmayla ve yalanla yürütülmemelidir.

*   *   *

…./…./…. Tarihinde sendika temsilcileri toplantısında meydana gelen münferit hadise üzücüdür.

Anladım ki sendika temsilciliğimizde bilim-felsefe düşmanı olabilecek kıvamda insan vardır. Böyle bir insanın, kültür-sanat kurulunda olması daha da üzücüdür.

Çünkü, felsefe ve bilim, kültür ve sanat kurulunun bir dalı olarak gösterilmek istenmektedir. Benim tarafımdan garip olan sorun şudur:

 

1) Mademki sanat kültürden ayrı tutulabiliyor, neden felsefe bilim ayrı tutulamıyor?

 

2) Sanat ayrıysa felsefe ve bilim de ayrıdır; vazgeçilirse yani sadece KÜLTÜR adıyla bir kurul kurulursa o zaman tekrar bir kurul oluşturulsun ve işleyişi gösterilsin. Hemen yapamaz mıyız?

 

3) Kültür-sanat kurulu bağımsız hareket etmesi gereken bilim ve felsefe kuruluyla aynı kefeye konulmamalıdır. Denetim temsilcilikte, yönetim kurulunda olmalıdır. Böyle olmaz ise yapılacak işler, yönetim kurulunun önüne gelmeden “bilim ve felsefe yeterliliğinde olmayanlarca” kuşa çevrilecektir. Biz bürokrasiyi en aza indirgemek istemiyor muyuz? 

 

4) Üstelik …../…../…. Tarihinde şahsıma yapılan hakaretler her toplantıda meydana gelerek “münferitlikten çıkabilir”. Bunlara izin mi verilsin isteniyor? Neden uzlaşım getirici bir sonuca varılamıyor?

 

5) İş yapmak, sendika için çalışmak, fikir üretmek ve paylaşmak isteyenlerin önü neden bu tür aşağılamalarla, küfürlerle engelleniyor?

6) …./…./….  Sendika temsilcileri toplantısında ve …./…./…. tarihindeki  kültür sanat kurulu toplantısındaki olaylarda anladım ki:

Temsilciliğinizde düşünmeye ve iş yapmaya yönelik hiç huzur verici bir ortam yoktur!:

 “Senin kafanı kıracağım”, “hayvan”, “hayvan herif”, “faşist”, “orospu çocuğu”, “sandalyeyi kafana atayım da gör” türü, aşağılayıcı, tehdit edici (“seni bir güzel döveceğim”) yıldırıcı sözler söyleyen T.H.’nin de bu sözlerinden dolayı, kınanmaması, susturulmaması ayrıca ibret vericidir!

 

Bu tavırların bir ceza-i müeyyidesi yok mu?

 

Bir insana her ne ceza verilecekse bu ceza her ne olursa olsun yasalarca ve ilgili işlerin iç hukukunu uygulayanlarca verilmelidir. Vurma-kırma, sindirme, küfretme, aşağılama bilim ve felsefe insanını caydırmaz; fakat, sendikaya güvenini zedeler.

İnsanlığa hizmet ve hür düşünmek benim karakterimdir! Ben elbette bu insanlık için fikir üretmeye-her kim engel olmaya çalışırsa çalışsın- devam edeceğim. Bu benim mutluluğumdur. Bu mutluluğumu bilim ve felsefe kurulu etkinliğiyle paylaşmak istedim. Tüm yaptığım budur.             

 

        YAŞASIN BİLİMSEL VE FELSEFÎ BİLGİ ÜRETİMİ!  

 

Bugün fikir üretmek, bilgiyi paylaşmak, insanları bilim ve felsefe konularında yetiştirmek, ilgilerini çekerek konuşma düzeneklerine hiç olmazsa birkaç farklı bakış açısı katabilmek, her insanın, en önemli görevi olmalıdır. Bizlerin her şeyden önce iyi tahlile, tahlil yeteneğine, sorunları temellendirmeye ve gelecek kuşakların bilimle ilgili itibarına ihtiyacımız var! Birlik ve bütünlüğe derleşik ve hazır olmaya ihtiyacımız var.

…./…./…. Tarihinde sendika temsilcileri toplantısında T.H.’nin şahsıma hitaben yaptığı aşağılama, küfür, küçük düşürme, bağırma, korkutma ve tehdit etme gibi davranışları, bir sendikalı, sendika temsilcisi ve her şeyden önemlisi bir insan olarak, itibarımı, şahsiyetimi, onurumu zedeledi küçük düşürdü…

Gereğinin yapılması için konuyu arz ederim.

 

                                                              Gürkan Adam

                                                           Sendika temsilcisi

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !