BEYİN BİLİMİNİN TARİH BİLİMİNDEKİ YERİ ÜZERİNE(SÜLEYMAN ŞAŞMAZ&#

 

Ana sayfa
 
SÜLEYMAN ŞAŞMAZLA RÖPORTAJ: "BEYİN BİLİMİNİN TARİH BİLİMİNDEKİ YERİ ÜZERİNE…”

— Okuyucularımız yeni çağı algılıyorlardır elbette ama, her yazarın farklı bir tespiti var bu konuda ve kafalar biraz karışıyor olmalı. Siz çağ dönüşümünü kitaplarınızda ve risalelerinizde yeterince işlediniz aslında, yine de özetle konuya “tarihî maddecilikten tarih bilimine” nasıl geçildiğini aktararak bir giriş yapar mısınız?

— Benim başıma gelen şuydu: Marksizm’in-Kıvılcımlı biliminin (nükleer tarih bilimi) yeni gelen çağa hiçbir cevap verememesi karşısında, biz beynimizdeki bütün tecrübelerle kalmıştık; beyin kendi kendine kullandı bunları; ben oturup bunları kullanmadım; yani, ben istemedim; böyle bir şey planlamadım. Beyin bizi, beni kullandı ve bir şey keşfetti; tabi hazır olan beyinleri seçiyor denklik yasası, kendini bilinçlere çıkartırken. Geçişteki, keşifteki düşünce şuydu: Temel zemberek dedik ona, beyinde denklik yasasının bir temel kanunu var ya da bir temel zembereği var (Temel zemberek: doğa ve insanın eşdeğerliğini sağlayan manivela; cinsel ve sosyal yasaklardan doğan enerjinin toplumsal işlerde kullanılmasıyla kişide yücelim ucunu oluşturarak bir denge kurması. Cinsel yasaklardan doğan toplumsal yücelim açlığı g.a.) onu bulduk. Sonra bunu “kişilerin parçalanış kanunları” biçiminde, beş cilt süren kitaplar halinde yayımladık. İkincisi aynı kanunların toplumda da işlediğini bulduk; aynı kanunun toplumla doğa etkileşimiyle işlediğini bulduk; yani, bir tek kanun var “denklik yasası”; bu kişide farklı şekillerde işliyor ve kişi toplum ve doğayla etkileşim halinde; doğada farklı işliyor ve toplum kişi, doğa etkileşim içinde; üçüncüsü, doğa ve toplumla etkileşimi ayrı şekilde işliyor. Dolayısıyla bunu üç kitapta (Denklik Yasası, Kişilerin Parçalanış Kanunları ve Toplumun Çekirdekaltı Kanunları ) on beş yıllık çalışmayla, geceli gündüzlü çalışarak müsveddelerin yayınlanması biçiminde on beş yıl kadar sürdü. Çağın dönüşümünü bir bilim adamı ancak kendi vücudunda beyninde hissedebildi. Buna kişiler çağı dedik; bunu herkes söyleyebilir, önemli olan bunun kapsamını anlamak. Bu ancak ölüm-dirim savaşının içine giren beyinde olabiliyor. Bir baktık ki Marksizm, Kıvılcımlı, Hegel, bütün bilimler antropoloji, arkeoloji, hukuk… var olan bütün burjuva ve Marksist bilimlerin hepsi tasnif olmaya, kendiliğinden tasnif olmaya ve sentez olmaya başladı. Biz bu üç ciltlik çalışmamızla bunların hepsinin bir sentezini ortaya koyduk buna da “tarih bilimi” dedik.

—Yani çağ dönüşümü Marksizmi (Tarihî maddeciliği) tarih bilimi sentezine sizin aracılığımızla temellendirerek
yükseltmiş oldu.

—Evet. Bizde gerçekleşmiş oldu.

— Her çağda bilim tasnifleri değişiyor. Bu çağda bilim tasnifleri neye göre yapılmalı ve beyin bilimini nereye koymalı bu tasniflerin içinde?

— Denklik yasasının serüvenine göre, denklik yasası kendi serüvenini arama sürecinde, doğanın, toplumun, mülkiyetin, işçinin, üretimin denklik yasasındaki her türlü parçanın bilinmediği noktasında zum yapan bilimler bir de bakıyorlar ki yeni bir uzmanlıklar meydana gelmiş. 150 bin kadar meslek meydana gelmiş. Eskiden seksen-yüz meslek yoktu şimdi, on binlerce meslek meydana gelmiş… Bunların hepsi şu: Denklik yasası kendini ilksel-ilkel biçimden çıkarıp bilimsel bilince çıkarma yönünde ilerliyor. Dolayısıyla da her çağda yeni bilimler çıkabiliyor. Tasnifler değişebiliyor. Bu çağda da biz doğa bilimleri ve toplum bilimlerini birleştirdik; bilimleri kendi içinde de birleştirdik; çünkü, bunlar denklik yasasından geliyorlar ve denklik yasasına gidiyorlar. Mesela bizim tasnifimizde kimler elendi: Marksizm, Kıvılcımlı, Morgan… Bunlar Hegel durumuna düştü; mesela. Neden bu duruma düştüler? Çağımıza yanıt veremiyorlar. Demek ki aydınlatamayan bilim en üstün bilim olsa da çöküyor.

— Siz de o çağdan geliyorsunuz…

— Evet; ama, kendimizi özeleştiri yaptığımız zaman, eskiyi eliyoruz; içinden sağlam taneleri alıyoruz, yeni bir bilim
yaratıyoruz. Nasıl ki 1800’lü yıllarda Hegel elendi, yerine Marksizm çıktıysa, bugün de Marksizm eleniyor; tuhaf geliyor ama, sosyalist arkadaşlar tapınç yaptıkları için algılayamıyorlar. Biz o çağın içinden çıktık. Tasnif bilimleri, tasnif dediğimiz zaman, Marksizm’in elenmesi ve yeniden tarih bilimi olarak ortaya çıkması. Marksizm’in her dediğinin doğru olmadığı gördük; doğru olanları aldık, üretimi keşfetmişlerdi, onun da ters konulduğu ortaya çıkmıştı (yani insanı üretim değil üretimi üreyim ve insan belirliyor, yani insan bu şekilde insanlaşmıştır meselesi g.a.). Demek ki çağımızın ihtiyacına göre bilim çıkıyor. Peki, çağımızın ihtiyacı nasıl çıkıyor? Denklik yasasının kendisini tamamlama serüveninden çıkıyor. Denklik yasası Siklus (devir-daim g.a.) yaparak, sürprizlerle ilerliyor. Bu sürprizleri göremeyen, uyum yapamayan bilim çöküyor; yerine onu gören bilim çıkıyor.

— Tarih bilimi de çağı geldiğinde elenecek mi?

—Hayır. Her şeyin bir sonu var. Tarih bilimi denklik yasası serüveninin sonunda ortaya çıktığı için, artık yeni bir tasnif olma değil tam tersine, bütün yapılan tasniflerin elenip, hepsi tarih bilimi içinde derleniyor.

—Beyin bilimi nereye konmalı?

—Birincisi, tarih bilimi her şeyi içine alıyor, kapsıyor. Beyin bilimi ise tarih biliminin lazer neşteridir. Ağrısız-sızısız tedavi bilimidir. Tarih biliminde bilimler sentez oluyor. Artık tasnifler bitiyor. Tasnifler tarih bilimi içinde yapılmış oluyor. Bütün bilimler tarih bilimi içinde sentez oluyor. Hâlâ tasnif yapmış olursanız geriye düşersiniz. Beyin bilimi de tarih biliminin mızrak ucu…

—Tarih bilimi ile beyin bilimi eşdeğerlidir denilebilir mi?

— Böyle demek bana pek yanlış gelmiyor. Çünkü beyin denklik yasası formülünün püf noktası…

— Beyin biliminin bilimler içinde özel bir yeri var mı? Beyin bilimi adıyla anılması gereken bilime neden ihtiyacımız var?

— Doğa bilimcileri, fen bilimcileri veya tıp âlemi… Beynin anatomisini, fizyolojini inceledikleri için, somut olarak beyin diyorlar… İşte size beyin bilimi! Şimdi bunun içine psikoloji, pedagoji giriyor vs. vs. Biz neden beyin bilimi demeyi tercih ettik dediğimiz zaman “çağı kişiler çağı”, denklik yasası da kendisini beyinlerde yansıtarak ne yapıyor? Kendi dengesini beyinlerde yansıtarak kendi bilincini arıyor ve en sonunda her beyinde bulacağı için de bizim için önem taşıyor.
Şöyle de diyebiliriz: Denklik yasası kendi dengesini beyinlerde yansıttığı ve bilince çıktığı için gelecek yıllarda da evrimi beyinlerde kişi motorlarıyla yürüteceği için “evrimi beyinlerde güdeceği için” bu deyim bize uygun geldi. Psikoloji, sosyoloji veya pedagoji deseydik, bunların farklı anlamları var… Bu da tam anlamı karşılamıyor fakat neden tercih ettiğimiz anlaşılıyor herhalde… Kişinin önemini göze batırıyor. Denklik yasasının yani doğanın ve bütün insanlığın bütün zenginliğinin beyinde yansıyarak bir bilinç oluşturduğu ve bu bilinç sistemiyle de bütün doğa ve toplumu güdeceği için bu isimle anmakta mahsur görmedik. Teorimiz açısından böyle bir de yapış tarzımız var: kişi kişi ilgileniyoruz. Yani, beyinleri okumakla görevliyiz. Bunu da o kadar hızlıyız ki hemen, gördüğümüz insanları çok çabuk tanıyabiliyoruz. Dolayısıyla beyin bilimi dediğimizde doğa bilimcilerden çok farklı bir kavrayışımız olduğu, zenginlik ve bütünlük olarak farklı olduğu çok açık. Tüm her şeyi içine alıyor. Tarih biliminin uygulama açısından kişilerdeki vurgusu açısından, doğa bilimcilerinin uyarılması bakımından bu isimle anılmasında mahsur görmedik.

— Beyin bilimi adıyla çıkan kitabınız var. 1997 yılında basılmış. Bugün de kitabınızdaki fikirleri onaylıyor musunuz? Değişen bir konu var mı? Verilerde veya teorinizde?

—O kitabımız; o anki birinci kitabın sürdüğü “kişilerin parçalanış kanunları” kitabı sırasında ihtiyaç gereği ortaya çıkmış bir kitaptı. İkinci kitabımız “toplumun çekirdek altı kanunları oldu” üçüncü kitabımız “denklik yasası oldu”. Bu beyin bilimi kitabı, aslında teorimiz olgunlaşmadan yazılan bir kitaptı; fakat, buradaki fikirlerin sadece gelişmiş olduğunu anlamamız gerekir; burada yanlış bir şey yok; O zaman “kişilerin parçalanış kanunlarının da müsveddeleri vardı”, oradan yola çıkarak toplumun çekirdek altı kanunlarına doğru gidiyorduk; fakat bu arada da kişi (beyin) ile toplum ve doğa etkileşimini ele alan bir kitap gerekti. Çok önemli bir kitaptı; beyin bilimi kitabı, doğa bilimcilerin beynin anatomisi ile ilgilendikleri için bunu kavrayamayacaklarını söylüyoruz; toplum ve kişi etkileşimlerini ele almadan, doğa-toplum etkileşimlerini ele almadan, asla beyin anlaşılamaz; çünkü, denklik yasası bir bütün; doğa ile toplumun beyinde yansıması; dolayısıyla bunlar doğayı biliyorlar, şimdi biraz beyinden biliyorlar, biraz nörondan vs. vs. parça-bölük hepsi… Dolayısıyla da beyni anlamaları imkânsız… Biz önce toplumu-doğayı hepsini kavrıyoruz, sonra bunun beyinde yansımasına geçiyoruz ve beynin nasıl oluştuğunun anatomisine fizyolojine geçiyoruz. Bu kitap, bunu anlatan bir aşamaydı. Bugün beyin bilimi üzerine fikirlerimiz ve denklik yasasının içeriği hakkındaki fikirlerimiz çok daha fazla gelişti. O beyin bilimi kitabı, sadece o aşamada kişi ile toplum, doğanın etkileşimi ve beynin meydana gelişi üzerine ana-temel kanunları anlatan bir kitap. Bugün ise tamamen beynin, psikolojisinin, anatomisinin, fizyolojisinin nasıl çalıştığının üzerine çok daha gelişkin fikirlerimiz meydana geldi.

— Doğa bilimcilerle aranız pek iyi değil sanırım. Size göre beyin nedir?

— Bizim için doğa bilimciler birikim bilimleri olarak veri bıraktılar. Tabi saygı duyuyoruz “onlar bize duymasalar da” ama biraz, anatomi biraz fizyoloji bilmekle her şeyi bildiklerini, bu konuda tek otorite olduklarını öne sürmeleri bakımından, halka da ön yargı yaymaları bakımından bizim için eleştiriye tabi tutunulmaları kaçınılmaz. Bu beyin ile ilgili bilimlerin hepsi çökmektedir. Denklik yasası tümlüğü yani doğa ve toplum bütünlüğü kavranmadan beynin kavranamayacağını biz gösterdik ve göstereceğiz, gösteriyoruz. Böyle devam ettikleri sürece yeni kuşakların üzerinde olumsuz etkiler bırakmaktalar, bunun önüne geçmek durumundayız. Kısacası: Doğa ve toplumun bir tek ortak yasası var: Denklik yasası. Bu her beyinde yansıyor; beyin nedir dendiği zaman, denklik yasasının kendi bilincini arayış serüvenidir. Bunun içine toplum, kişi, hormonlar, doğa giriyor, üretim giriyor, üreyim giriyor her şey giriyor; ama, doğa bilimcilerinde sadece anatomi, fizyoloji, hormonlar, biraz psikoloji-psikiyatri, pedagoji veya Freud’un psikanalizi. Bunlar parça-bölük. Bunlar kesinlikle beynin tarifi değil.

— İnsan tarihinde insan beyninin uzun yıllar hacimlendiğini antropoloji kayıtlarından öğreniyoruz. İnsan beyninin gelişimi neye bağlıdır? Yani, bugün beynimiz neden hacimce büyümüyor?

— Büyümüyor demek yanlış. Hacimce büyüme eskiye göre, primatlardan insana gelinceye kadar 400 santimetre küpten 1500 santimetre küpe çıktı, kabataslak. Bu çıkış üç milyon yıl gerekti. Bundan sonra da küçük kıvrımlar gelişecektir beyinde; tabi çok seneler gerekir.
İnsan türü bundan 35–50 bin yıl önce oluştu; denklik yasası tamamlandı ve insan beyni, sadece insan beyni değil bütün anatomisiyle olgun hale geldi ve bir tek insan türü ortaya çıktı bundan sonra yeni bir insan türü olmayacak. Dolayısıyla da insanın leğen kemiği bu şekildeki canlıyı doğurabilecek duruma geldi ve bu şekilde tamamlandı. Bundan sonra yeni bir insan türü olmayacak. Bu şu demek değildir: Leğen kemiğinden dolayı insan türleşememektedir demek değildir. Denklik yasası kendisini insanın her yerinde ve insanın sosyal hayatında tamamladığı için bundan sonra insan türleşemeyecektir. Beynin hacimce büyümesi de denklik yasasının 3 milyon yılda tamamlanma gerekçesindendir.
Denklik yasası formülünde de belirtili olduğu gibi:
“Doğa(Üreyim)≡ Komün+kişi(beyin)+üretim” insan son eleman olarak üretimi kurallaştırınca, insanın anatomik olarak değişmesi gerekmedi. Doğaya karşı savunması kolaylaştı. Sosyal olarak değişmesi gerekti. Psikolojik olarak değişmesi gerekti. Bunun yanında beyin hiç mi gelişmiyor? Gelişiyor. Fakat, bu çok milimetrik bir gelişmedir. Bu da yeni bir türün gelişmesine gerek duymaz. Doğaya karşı komün silahı var, kişi silahı var, üretim silahı var. Bunlarla uğraştığı için savaştığı için ve bunları hep geliştiriyor, bugün de o doğa bilimcilerin dediği saçmalık olmayacak. İnsanın milimetrik değişmesi olacaktır ama insanın temeldeki denklik yasasını bozacak şekildeki tür değişimi olamayacaktır, olamaz.
Finans kapitalin beslenme ve yaşam biçimi türümüzü değiştirmeye zorluyor ama insan değişmiyor, ölüyor. Şeker hastası çıkıyor, kanser çıkıyor bir ton genetik hastalık…
Tek kural var Gürkan, “denklik yasasına bilimsel bilinçle uyum. Uyum yapmayan elenecektir, eleniyor. Buna sınıf olarak finans kapital de uymazsa elenecektir kişi olarak da uymayan elenecektir. ”
Burada insan kendi üretimini üreyimle tamamlamak ve ihtiyaçlarını temel etmek durumuna geldiği an denklik yasası tamamlanıyor o anda da beyin de mütekabil, olgun şekle geliyor.

—İnsanın, beyin sağlığını bozmadan modern hayata tutunması neden mümkün olamamaktadır? Hangi kültürde beyin sağlıklı ve verimli olabilir?

— Bütün doğal ve insanlık evriminin nasıl bir serüven içinde geliştiğinin çok iyi kavranması gerekir. Yani, insanın nereden geldiğini ve nereye gittiğini kavraması gerekir. Biz bunu denklik yasası ile izah ediyoruz ama denklik yasası nasıl meydana gelmiş onun köküne inilmesi gerekiyor. Her beyin dosyamızın denklik yasasıyla nasıl örüldüğünün kavranması gerekiyor. Bunların hepsine birden beyin performansı demek lazım. Beslenmeye kafayı takanlar yanılıyorlar. Bunların hepsini düşünerek eylemek gerekir. Finans kapital bunu da bozmaya çalışıyor; ama bunu anlayanlar hemen doğal beslenme yoluna giriyorlar. Asıl önemli olan beyin performansıdır. Bu soruya insanın temelleri dizisinin 4. cildi çok basitleştirilmiş olarak cevap veriyor. Beyin performansı olursa insanda, yani kendini tanıyan, doğa ve toplumun gidişine ayak uydurmayı geliştirirse insan, kesinlikle beyni de gelişecektir, erken bunama gibi şeyler olmayacaktır, çocuklarımız çok daha erken okuyup-yazacaktır, doğayı ve toplumu tanıyacak ve uyum yapacaktır.
Beyin besinlerimizin %20’lik bölümünü alıyor; beyin dosyaları çok olanların daha çok alıyor… Üzüm, kırmızı üzüm, hurma gibi yiyeceklerin anında proteinli gıdalar ve balık, beyaz et gibi… Beyin performansı asıl besleyici olandır.

—İntihar da modern hayatın bir parçası mı?

— İntiharlar, Türkiye’den evvel Avrupa’da başladı. Kişiler çağı açıldığı zaman, intiharlar başladı… Ne demek bu? İnsanlık, tıpkı komünal toplumdan medeniyete geçtiği zaman cennetten kovulmuş cehenneme düşmüş gibi olduysa, aynı şekilde kişiler çağına girdiği zaman da toplumsal geleneklerden, inançlardan hepsinden kopuşarak, kişinin beynindeki açlıklarının patlaması şeklinde kişiler çağı açıldığı için, artık eski geleneklerden de boş düşüp yenisini de bulamadığı için bir inançsızlık, bir boşluğa düştü; bir hiçlik dolayısıyla da kendine olan saygısı eski geleneklerle düşünüp taşındığı için, kendisine saygı duyduğu için bir anda da onlardan kopuşunca “”ben ne yapıyorum? Cinsel bir patlamaya uğradım; çok mülkiyet düşkünü oldum! Sapık mıyım?” gibi böyle bir sürü duygulara kapıldı. Bunları bilince çıkartacak yeni bir bilim olmayınca da boşluğa düştü. İntiharların bir sebebi bu. Daha somut olarak baktığımızda, Batmanda olsun, Türkiye’deki intiharların görünen sebebi, özellikle kızlarımızın bastırılmış bütün duyguları bu çağda ortaya çıktı. Engebeli yollardan gitmeden;

—Sınıf atlayarak…

—Daha çabuk, kapitalizmin sunduğu nimetlere ulaşmak için, cinsel yönden, sosyal hayat yönünde bir patlamayla karşılaştılar; fakat bunları da elde edemeyince intiharlar başladı. Bu yüzeyde görünen bir şey… Mesele bu değil… İnsanların binlerce yıldır şuuraltında biriktirdikleri, bastırılan cinsellik, mülkiyet, doğa açlıklarının hepsini birdenbire toplumsallık eriyip kişisellik ortaya çıktığı için patladı; patlayınca da eski koruyucu gelenekler de eridiği için yerine de bilinçle kendini yorumlayamadığı için hiçlik oluştu. Bu sınıflı toplumlarla, medeniyetle hızlanan bir süreci kapsar. İnsan için en önemli şey şudur: maddiyat (para-pul) bir yere kadar insanı tatmin eder; bir yerden sonra tatmin etmez; en önemli şey insanın kendine güveni, kendine inancı, toplumda kazandığı değerler… Bunlardır... Burada insanlarımız bu patlayan açlıklarıyla eski topluma göre tuhaf bir yaratık haline geldiler ve psikolojik linçe uğradılar; bunu da kaldıramadılar.
Denklik yasasının bilimsel bilinçli kültüründe, insan burada mutlu olabilir. Çünkü burada doğa ve toplum, kişiler denktir; eşdeğerlidir. Eşit değil. Kadın ve erkeğin eş değerli olduğu, çocuklara değer verildiği bu toplumda, bu kültürde insan mutlu olabilir. Bu kültüre biz “tarih biliminin çekirdeğindeki kültür” diyebiliriz. Bizim bilimimizdeki bu çekirdekten yola çıkarak, bu çekirdekle örgütlenen insanların toplumu ve doğası ancak mutlu olabilir.

— Yani, ideolojik ve slagancıl bir isimi yok?

— Kesinlikle. Hayır, hayır… En kötüsü de bu olurdu…

—Kişinin kendini kullanma kılavuzu” ve konusu “beyin” olan yayımlar türedi. Daha önce de, ki hâlâ böyledir, “beyin enstitüleri ” bilim sahnesinde fazladan görünüyorlardı. Bu konunun popülerliğini neye bağlıyorsunuz?

—Burjuvazi de kişiler çağının açıldığını görüyor, giderek seziyor. Burjuvazi de talep neyse ona göre davranıyor. Kendi sınıf elemanlarına göre, onlara bakarak davranıyorlar. Halk içine kadar da inebiliyorlar ve oradan da anlayabilirler. Ne anlıyorlar? Bu konuda kişi psikolojik olarak bir sürü sorun yaşıyor. Bunun içinde ne var. Özentiler var, cinsellik var, üreyim devrimi, mülkiyet açlığı var, her alana girip çalıştığı gibi bu beyin alanına da giriyor, çok popüler şeyler buluyor; bir anda psikologlar, psikiyatristler, pedagoglar bunların hepsi bir anda geçer akçe olmaya başladılar. Ama bunlar hep yüzeysel; çünkü, çözüm yok! Bunlar insanı yüzeysel olarak ele alıyorlar ve kalıcı olamayacaktır. İnsanın kimi problemlerine çözüm bulsalar da… Çağı, gidişatı ve geçmişi aydınlatmadıkları için çözümler yüzeyseldir. Bu açıdan bunları pek değerli bulmuyorum ben… Ama insanlar her konuda bilgilenebiliyorlar; bu da bizim bilimimizin daha iyi kavranmasını getirecektir.
— Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !